Moğolistan Vizesiz Turlar

Moğolistan Vizesiz Turlar – Dünyanın çok uzak bir köşesinde pamuk yumağı bulutlar uçsuz bucaksız steplerin arasından usul usul akıyor.

Ülkeyi tam anlamı ile işgal altına almış, sayıları 40 milyonu geçen at, büyükbaş ve küçükbaş hayvanların tek derdi ise daha fazla otlak ve daha fazla çimen.

Ülkenin geneline bakıldığında Cengiz Han’ın imparatorluğundan bu yana pek fazla bir gelişimin gerçekleştiği söylenemez.

Gezginler her zaman daha önceden gördükleri ülkeler hakkında sahip olduğu tüm bilgileri ortaya döküp ölçüp biçmeye başlar ya işte bu sefer işe yaramadı.

Gidiş sebebimiz iş odaklı olmasından dolayı ilk günlerimizi Moğol kökenli olup Türkçe’yi İstanbul aksanı ile konuşan dostlarımız Dulguun ve Taivan ile başkent Ulanbator’da geçirdik.

Bize Moğol kültürün tüm detaylarını ve ülkelerini çok güzel bir Türkçe ile anlatmaları bizim için bulunmaz bir fırsat oldu.

Moğolistan benim uzun zamandır hayallerimi süslüyordu ve her yerde karşıma fotoğrafları çıkıyordu.

Aranızdan bazıları Moğolistan’ın neden hayalim olduğunu merak ediyor olabilir lakin ülkede ne doğru düzgün yol var ne nüfus ne de tarihi yapı var.

Kültür henüz kaybolup gitmeden, modernliğe teslim olmadan ziyaret ettiğinizde hayata bakışınız tamamen değişiyor.

Nitekim bu seyahatte de bana tam olarak bu oldu.

Ülkenin yüzölçümü Türkiye’nin iki katından fazla fakat nüfusu İstanbul’da büyük bir ilçenin ki kadar yani yaklaşık 3 milyon.

Sibirya’nın güney komşusu olan Moğolistan toprakları acımasız koşullar dayatan doğasıyla neredeyse 9 ay soğukla mücadele ediyor.

Mayıs ayında gitmiş olmamıza rağmen biraz yeşillik beklerken sonbaharın sapsarı tonları bizi karşıladı.

Moğolistan’da doğa çok geç canlanıyor ve erkenden kışa giriyor.

Kuzey yarım kürede Ağustos ayı en sıcak aydır ya burada ise Ağustos’ta kış başlıyor ve Temmuz senenin en sıcak ayı.

Topraklar verimsiz bu yüzden tarım yapılamıyor ve ülkede ağaç yetişmiyor.

Sadece birkaç bölgede var ama biz saatlerce jiple yolculuk yapmış olmamıza rağmen bırakın ağacı çalı dahi görmedik.

Ülkede belirli şeyler yetişiyor fakat çoğu ürün güneydeki komşu Çin’den ithal ediliyor.

Bu yetişmeme durumu mutfak kültürünün çeşitlenmesine engel olmuş.

Sofranın üç değişmeyeni kırmızı et, havuç ve patates çoğu zaman pilav veya makarna eşliğinde karıştırılarak çeşitlendiriliyor.

Tavuk tüketilmiyor ve kırmızı et bizdeki gibi yumuşak kıvamda yenilmiyor.

Yediğimiz tüm etler çiğnemesi zor türden etlerdi.

İlk başta bize denk geldiğini düşünürken etlerin bu şekilde sevildiğini fark ettik

Cengiz Han’ın Moğol İmparatorluğu’na gelirsek o dönemde bilinen dünyanın neredeyse yarısından fazlasını imparatorluğuna katmayı başarmış olsa da bu topraklara hakimiyeti çok uzun sürmemiş.

1206-1294 yılları arasında varlığını sürdüren imparatorluğun kurulma döneminde Türk ve Moğol boylarından oluştuğu düşünülmektedir.

Bu dönemde yaşayan Türk ve Moğollar aslında aynı görüntüye, aynı geleneklere ve aynı dine (Tengrizim yani bir tür Şamanizm) sahiplermiş.

İlk Türkler şu anda Moğolların sahip olduğu çekik gözlere sahip çadırlarda yaşayan şaman dinine inanan bir toplulukmuş.

Çok uzun zamandan bu yana bu coğrafyadaki göçebe kabileler Şamanizmin bir kolu olan Tengirizm’e (Gök Tanrı) inanmıştır.

Bu inanca göre her insanın atası yani geçmiş akrabaları aynı zamanda onların tanrısı sayılmaktadır.

Kubilay Han döneminde ise Tibet Budizmi’nin kabul edilmesi ile birlikte Budizm Moğolların hayatlarına girmiştir.

Şimdi baktığınız zaman Şamanizm ile yoğrulmuş diğer Budist ülkelerden farklı türde bir Budizm inancına sahipler.

Arabayla yolculuk ederken sürekli tepelerde taş yığınlarının üzerine asılmış mavi bayrakların olduğu şaman inancına ait Ovoo’lara rastlıyorsunuz.

Bu taş yığınlarının anlamı ise oradan geçen yolculara iyi şans getirmek ve yollarını güvenli kılmak.

Bazılarında durup şöförümüz ile etrafınlarında 3 kez dönüp taş atarak yola devam ettik ve ne yalan söyleyeyim yolculuğumuz oldukça güvenli ve güzel geçti.

Moğolistan’da keçinin ülke ekonomisinde oldukça önemli bir yeri var.

Ülkedeki hayvanların yaklaşık %20’si Moğol keçisidir.

Koyun yününe göre çok daha yumuşak ve sıcak tutan bir yün olan Kaşmir yünü tüm keçilerde bulunmasına rağmen Moğolistan’daki bazı özel keçilerde en kalitelilerine rastlanır.

Moğolistan bu keçilerin tüyleriyle dünyanın kaşmir ihtiyacının üçte birini karşılamaktadır.

Hayvancılığın en önemli kısmını koyunlar oluşturmaktadır.

On beş milyon koyun ile dünyadaki en büyük koyun sürüsüne sahip ülkelerden biridir.

Moğollar ayrıca atlara çok önem ve değer vermekteler.

Moğollar yüzyıllardır atları hem ulaşım aracı olarak, hem besin hemde yoldaş olarak kullanmıştır.

Çocuklar 3 yaş gibi çok erken yaşta ata binmeyi öğreniyorlar ve atlarla olan bağları bir ömür boyu sürüyor.

Atların Moğol kültürünün mirası olması ve binmeleri haricinde yaz aylarında bizde Kımız olarak bilinen orada ise Airag olarak adlandırılan fermente edilmiş at sütü tüketiyorlar.

Her hangi bir yaştaki Moğol vatandaşı sağlık ve sindirim sistemine iyi gelen bu içecekten yaz aylarında litrelerce içebiliyor.

Gobi Çölü’ne gelirsek klasik çöllerden oldukça farklı bir karakteri bulunmaktadır.

Kumulların oluşturduğu dev tepelere aynı zamanda dağlar, kaynaklar ve düzlükler eşlik etmekte.

Çölde en çok göreceğiniz hayvan bacakları biraz daha kısa olan çift hörgüçlü ve tüylü devedir.

Orta Asya’nın şartlarına uyum sağlamış olan bu çift hörgüçlü develerin nesli tükenmekle birlikte sahipsiz bin adet devenin Çin ve Moğolistan topraklarında bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu topraklarda çoğunlukla karşılaşacağınız hayvanlar bellidir.

Moğolistan’ın büyük beşlisi; at, keçi, koyun, inek ve devedir.

Uzun tüylü bir inek cinsi olan Yak ise karın altında çimen bulabilmesi ile bu tür zorlu coğrafyalara uyum sağlamış hayvanlardan biridir.

Moğolistan’ın en büyük festivali olan Naadam Festivali her sene büyük bir coşku ve katılım ile Temmuz ayında gerçekleşmektedir.

Üç gün süren spor festivali olan Naadam aynı zamanda Unesco Mirasları listesine dahildir.

Üç adam oyunları olarak geçen ünlü güreş müsabakaları, at yarışları, okçuluk gibi spor dallarında halk yarışır.

Ulan Bator’da gezilecek yerler:

Kızıl Kahraman anlamına gelen Ulan Bator’da tek başınıza gezmektense bir şöför veya rehber eşliğinde gezmeniz daha kolay olacaktır.

Ulan Bator’un doğusunda bulunan ancak araçla gidebileceğiniz dev Cengiz Han Heykeli’ni mutlaka ziyaret edin.

Cengiz Han’ın dev heykelin altında ise Cengiz Han döneminden kalan tarihi eserlerin sergilendiği bir müze bulunmaktadır.

Tibet tarzı bir Budist Tapınağı olan Gandantegçilen Manastırı 1800 yılında inşa edilmiştir.

Stalin’in etkisiyle yüzlerce tapınak yok edilip, binlerce rahip yani lamaöldürülmüş.

İçerisinde altından dev bir Buddha heykeli olan manastır görebileceğiniz geri kalan bir kaç değerli yapıdan biri.

Zaisan Tepesi’nde bulunan Zaisan Anıtı ise Rusların II. Dünya Savaşında kaybettiği askerlere adanmış.

Bu tepe şehre panaromik bir açıdan hakim olmaktadır.

Şehir Dışındaki Önemli Rotalar:

Gerçek Moğolistan’ı deneyimlemek için Ulanbator’un dışına çıkmalısınız.

Bunu yaparken deneyimli tur firmalarından faydalanmanız gerekiyor.

Karakurum, Cengiz Han’ın imparatorluğu zamanındaki başkenti ve eskiden ipek yolunun en önemli duraklarından biriymiş.

İngilizce’de Kharkhorum olarak yazılan Moğollar tarafından ise ‘’Harhorum’’ olarak okunan Karakurum’da bugün eski devirlerden kalan hiçbir eser yok.

Cengiz Han göçebe bir kültüre mensup olduğu için o yıllarda hiçbir taş yapı inşa edilmemiş ve dolayısı ile bugüne ulaşmamış.

Manastıra çok yakın olan Karakurum Müzesi’nde o dönemden kalma bazı kap çanak ve eşyaları görebilirsiniz ve o dönem ki ahşap sarayın tahmini gravürlerini inceleyebilirsiniz.

Karakurum dışında bölgede bazı taş abideler ve totemler bulunmakta.

Fakat bizi ilgilendiren en önemli taş, ilkokuldan beri okuduğumuz Orhun abideleri yani Orhun yada Göktürk Yazıtları olarak anılan dikili taşlardır.

Bugün T.C. Başbakanlık Tika ajansının yaptığı 45km’lik yol ile ulaşılan bir ve yine T.C.’nin inşaa ettiği bir müzede sergileniyor.

Yol Moğolistan’da gördüğümüz en güzel yol. Kitabeler ilk olarak 1889 yılında bu bölgede yani Orhun Vadisinde bulunmuş.

Karakurum dışında saydığım Hövsgöl Gölü Bölgesi ise Moğolistan’ın doğası ile ünlü bölgesi.

Dünyanın 2. büyük tatlı su rezervi olan Hövsgöl Moğolistan’ın kuzeyindeki ormanlık ve dağlık bölgede deniz seviyesinden 1700 m yüksekte yer alır.

Göl aynı zamanda Moğolistan’ın içme suyunun %40’ını karşılar ve direk içilebilir derecede temizdir.

Bu bölge doğa tutkunlarının kaçırmaması gereken destinasyonlardan birisi fakat Ulanbator’a uzaklığı nedeni ile biz bu gelişimizde ziyaret edemedik.

Hövsgöl’e bir günlük bir yolculuğun ardından araba ile ulaşabilirsiniz.

Yada Ulanbator’dan kalkan yerel küçük uçaklar ile.

Gobi Çölü ise Moğolistan’ın en ilgi çekici bölgesi.

Moğolistan’ın güneyinde ülkenin yarısını kapsayan hatta Çin’in de bir bölümüne yayılan Gobi Çölü dünyanın beşinci büyük çölüdür.

Yer yer kum tepeleri olmasına rağmen genelde çakıllık ve bozkır benzeri düzlüklerden oluşur.

Çöl ünlü tüylü ve çift hörgüçlü develeri ile ünlüdür.

Tabi bu develeri görmeniz için Gobi Çölü’ne gitmeniz gerekmez, Moğolistan’da birçok yerde buradan getirtilen develeri görebilirsiniz.

Gobi Çölü mutlaka rehber ile gitmeniz gereken, çöl safarileri yapabileceğiniz bir bölge.

Bölgeye ulaşım genelde Ulanbator’dan uçak ile yapılmaktdır.

Gobi ayrıca dünyada en çok dinozor fosili bulunan yerlerden biridir.

Bu Yazıyı Paylaşmak İster misin?

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir